Bırak Gök Gürlesin Anne!..
" Sinemaya gidiyorum” de annene/ Cuma namazına gidelim onun yerine Sezai Karakoç
12 Mayıs 2012 Cumartesi
Ulysses – James Joyce
Ulysses – James Joyce
james joyce’un içinde yok yok diyebileceğimiz nadide, süpersonik eseri. bazıları: caliban, oscar wilde, şakti şiva, hermes, yeats, keats, hayyam, othello, shakespeare, hamlet, spinoza, marx, çiçero, nokturn, nuh, ilyas peygamber, ruhülkudüs, musevilik, masonluk, metodist, türk giysisi, iskoç birası, porto şarabı, don giovanni, zerdüşt, bilimum sakatatlar(böbrek, yürek, karaciğer), amazonlar, ithaka, jüponlar, jartiyerler, yehuda, isa, libyalı haremağası, apokalips, piyano, notalar, prelude, harun reşit, mendelsshon, sisyphos, arbitraj, hidrofobi, türk hamamı, aristo, samanyolu, nova, entomolojik organik varlıklar, alyuvarlar, nebula, merih, satürn, utarit, hozier’in rus-türk harbinin tarihi kitabı, enstantane fotoğrafçılık, darwin, muratti türk sigaraları…
roman bir kule’de başlıyor ve bir yatakta bitiyor. tüm kahramanları özellikle leopold bloom ve hayalindekiler çok matrak. stephan dedalus’ta şairanelikten gelen bir shakespearevari tavır olsa da,*-(onun gibiydim ben de, bu düşük omuzlar, bu zarafetsizlik. çocukluğum yanıbaşımda eğilmiş duruyor. elimle bir kez hafifçe de olsa onu okşayamayacağım denli uzakta. benimki uzak onunki gizli gözlerimiz denli. sessiz, kaskatı gizler, kalplerimizin muzlim kaşanelerinde kurulmuşlar: zorbalıklardan usanmış gizler: alaşağı edilmeye istekli zorbalar.)- bloomla yolları kesişince pek bir uyuşuyorlar.
bilinçakışı metoduyla (son bölüm hariç*) bir erkeğin* aklından geçenler, gündüz gezer düşleri erotik ayrıntılar dahil, tüm ayrıntılar es geçilmeden okuyucunun üstüne akmakta. özellikle 15. bölüm* o kadar renkli bir tiyatro, karnaval sahnesi ki bloom’un iç hesaplaşmalarının, suçluluk duygusunun, özlemlerinin ve görmemeye çalıştığı gerçeklerin tezahürü öyle komik, öyle farklı, öyle absürd ki insan bloom’a hem kızıyor hem acıyor ama seviyor işte.
11. bölüm bloom’un bir genç hanım tarafından nasıl farklı görülebileceğine, aşka dair ayrıntılarla ve bizim kılıbık ama bir taraftan da hiçbir masum*çapkınlık fırsatını kaçırmayan leopold’un iç güdüsel icraatlarıyla başka bir boyuta atlayarak yine gülümsetmekte.
romanın başından beri süregelen bir hamlet sorunsalı ya da olgu olmaya aday sav mevcut. aslında hamlet’in torununun shakespeare’in dedesi olduğu savı.* leopold bloom kendisine babacık diyen tatlı bir kız babası, karısıyla gurur duyan** kılıbık, derinden erkek evlat özlemi çeken; stephen dedalus da şair olarak yaşayabilmek isteyen, üç kuruşa öğretmenlik yapan ve babasıyla yıldızı hiç barışmamış bir evlat. bu minvalde hamlet devreye giriyor sanki.**
bloom ile dedalus’un karşılaşması yani uyurgezer mily’nin babası, gündüz gezer bloom ile gece gezer dedalus’un buluşması; bloom’un stephan’a babalık yapması, parasına, şapkasına sahip çıkması hatta evinde misafir edip kahvaltı filan hazırlaması pek bir naif. tabi joyce burada çağan ırmak gibi salya sümük ağlatmak yerine, yine birbirinden ilginç şekillerde bize bilimsel, mantıksal ve mantıkdışı bakışlarla bu iki insanın zihnini ve algılayışlarını üstümüze dalga dalga getirerek kafa kopartmaya devam etmekte.*
ve son bölümde penelope ya da moly bloom sazı eline alarak, hayatına giren erkekleri, kendisine anlatılan yalanları, keşfettiği gerçekleri, kendi pratik ve pek faydalı çözüm yollarını, bloom’a dair his ve düşüncelerini ve en nihayetinde evlenme, birlikte olma teklifine nasıl ve neden evet dediğini anlatarak, tüm mazisinin bilincini bize akıtarak mutlu mesut olaya son noktayı şu şekilde ‘evet’leyerek koymakta:”…evet mağribi duvarının altında beni nasıl öptüğünü de ve düşündüm ki bir başkası olacağına o olsun ve gözlerimle sorduydum ona gece sorsun diye evet o da sorduydu bana ister miyim diye evet evet diyeyim diye dağ çiçeğim benim sonra ilkin kollarımla ona sarıldım evet kamilen parfümlediğim memelerimi hissedebileceği şekilde onu ta kendime çektim evet ve onun yüreği çılgınlar gibi vurmaktaydı ve evet dediydim evet isterim evet.”
ulysses’i okumanın zorluğuna dair ek bilgi: üç ayda anca okunabilen bir kitap, okuma süreci baya bir gel-gitli, ama çok faydalı çünkü ulysses’i bitiremedikçe insan başka kitaplara sarıyor, böylece üç ayda bir ulysses 20 tane de başka kitap okuyarak hidayete eriyor bünye. ethica bile bitiriliyor ulysses daha 300. sayfada kalıyor, ancak matrak bloom’un peşine taklılıp dedalus ile yarenlik yapınca er geç moly’nin yatağına ulaşılıyor.
irlanda’nın, museviliğin, irlanda insanının, erkek ve kadının benzer ve apayrı ruh hallerinin gündelik hayata renkli yansımalarının başrolde olduğu roman aslında ağır bir dille değil tam tersine erkeklerin çok hoşuna gidecek bir jargonla yazılmış olmasına rağmen tekniğinin farklı ve birçok şeyin birleşimi bir şekli olduğundan dolayı okuması zaman alıyor. belki de hiç klasik roman okumamış bir genç, çok rahat okuyabilir. ama anlayabilmek için de çok şey okumuş olmak gerekiyor. yani bilgilere sahip olup, şekilleri unutmak kaydıyla zevkle okunacak bir eser.*
uzun girdimizi sevilen, beğenilen alıntılarla tamamlayıp, joyce’a saygılarımızı, bloom’a sevgilerimizi, dedalus*’a ilhamlarımızı, moly de sempatilerimizi yolluyoruz…
–spoiler–
bir buruntu, henüz aşkın ıstırabına dönüşmemiş bir ağrı kemirmekteydi yüreğini.
–spoiler–
–spoiler–
kingston iskelesi, dedi stephen. evet düş kırıklığına uğramış bir köprü.**
–spoiler–
–spoiler–
öğrenmek için mütevazi olmak gerek. ancak hayat en büyük öğretmendir.
–spoiler–
–spoiler–
başkalarının efendisi de olma, kölesi de.
–spoiler–
–spoiler–
bir kapının önünde beklersen, açılır bazen kapı.
–spoiler–
–spoiler–
deha sahibi bir insan hata yapmaz. onun hataları istençlidir ve yaratıcılığının kapılarıdır.
–spoiler–
–spoiler–
bazı yaralar ancak sevgi merhemiyle iyileşebilirdi. o bir kadındı, gerçek bir kadın, o erkeğin tanımış olduğu feminenlikten uzak, matah şeylermiş gibi bisikletleriyle tur atan öbür havai kızlara benzemezdi, her şeyi bilmek her şeyi unutmak istiyordu, onu kendisine aşık edebilseydi eğer ona mazinin hatırasını unutturabilirdi. işte o zaman inşallah adam gety’i nazikçe kucaklayacak, onun yumuşak vücudunu gerçek, bir erkek gibi ezercesine kendine doğru çekecek, onu sahip olduğu biricik kızcağızı, sırf kendisi olduğu için sevecek sevecekti.
–spoiler–
–spoiler–
insan dünyanın bir ucuna kaçsa da kendisini aşmaktan kurtulamaz; tanrı, güneş, shakespeare, gezgin bir satıcı gerçekte kendisini aşarak kendisi olur.
–spoiler–
***
kitaplarını dahi okumayan ilgisiz eşi tarafından ihmal edilmiş bir adamın ego patlaması için yazdığı derinlikli eser. yazık ki james joyce yaşarken ulysses’in tanrısı olamamış, eseri doğru düzgün basılamadığı gibi sansüre de takılmış ancak gelecek varisleri, edebiyat eleştirmenleri, putlaştırma meraklıları ve edebiyat aşıkları için değerli ve dönüşütürücü bir kaynak olmayı sürdürmekte.
okumakta zorlanana özel not*: spinoza’nın etika’sı ile güzel okunuyor.
james joyce’a dair özel not: joyce istedi mi duru ve etkileyici eserler de yazabilen özel bir yazardır, bu zevki tatmak isteyenlere giacomo joyce özellikle önerilir.
inanna salome
alıntı: http://www.soykudergi.com/2012/04/ulysses-james-joyce/
Etiketler:
inanna salome,
james joyce,
söykü dergi,
ulysses
| Beğenini Göster |
İstemek ve Sevmek
Ah, şu sözümü anlayabilseniz: '' Her zaman istediğinizi yapın ama önce isteyebilen birileri olun! Her zaman, komşunuzu da kendiniz gibi sevin ama önce, kendini seven birileri olun.''
Friedrich Nietzsche
Ufuk Akbal - Deneyişler
I
Sevgilim bana gol atabilir, hacı abi sen de atabilirsin; gençliğimde Şenol Güneş değildim.
II
Rencide ruhlara merhem sürülür.
III
Votka şişesi yarılanınca çünkü; Poe’nun kuzgunuyla müşerref olma vaktidir.
IV
İçimdeki Yalçın Küçük’ü hiç durduramıyorum.
V
Büyükada vapurundan atlarken araya düşen adamım ben/ oysa harama inanırdım, kaçak binmezdim vapurlara.
VI
Diyarbekir’de var bir Borges/ Allah’ım affet katilim herkes!
VII
Allah’ım seninle aramızda Murat Menteş/ Seninle aramızda Hayrettin Karaman, Süleyman Ateş..
VIII
Sağ yanağımda patlayan sol kroşenin sahibi, hepimizin sahibidir.
IX
Pille çalışan bir Ahmed Mithad Efendi gibi/ Şarja şarz diyen kadınların entarisi gibi
Çenesinden dili sezaryenle çıkartılmış/ dokuz köyün kiracısı, on köyün mirasyedisi
Şili nerede, o neruda yurdu, sahibi bilinmeyen bir sincap gibi şimdi Arjantin
Fıstık ezmeli göğün gülüşü Brezilya
İnelim hacı abi, o Kolombiyalara, Paraguaylara, Bolivyalara…
X
Bu ilk mandolim çalışımdı şerefyâb oldum efendim/
Bu mandolini karısından ayıralı hâlim bir hâldir efendim.
XI
Çavuşesku kurşuna dizileli henüz bir saat oldu.
XII
Bir gece Hakan Şükür’le Kant’ı sevmenin aynı şeyler olduğunu dehşet içinde keşfettim.
XIII
When I was born, bir çokluktu Çinliler.
Buyurmayınca saldırıyı Bahçeli Reis,
Çanımıza ot tıkayıverdiler.
XIV
Ya sev ya Ulysess (İrlandalı Ülkücüler)..
XV
Çinlileri yine yenemedik..
Ufuk Akbal
alıntı: http://www.izdiham.com/index.php/ufuk-akbal-deneyisler
30 Nisan 2012 Pazartesi
1 Mayıs İşçi Bayramı Mübarek Olsun...
Müslümanların o alanda ne işleri var? Bunlar gominist oyunları gibi yaklaşımlar da olacaktır haliyle ama AVM inşaatlarında ölen, çadırlarda yanan, barajlarda boğulan, şantiyelerde, tersanelerde, kum ocaklarında, madenlerde ve tezgah altı atölyelerinde mütemadiyen sömürülen, rezil koşullarda günde 16 saat çalıştırılan tüm işçilerin, emekçilerin, gariplerin, mustazafların hakları için Müslüman kimliğine sahip insanların da yürümesinde ve bunları protesto etmesinde ne gibi bir sakınca var?
Asgari ücret tam 10 yıldır açlık sınırın altında seyrediyor ama muhafazakarlardan tek ses yok, bundan büyük tahrik mi olur? Kapitalizm 15 işçi’yi katlediyor Müslümanların zerre umrunda değil, madenlerde, tersanelerde para’nın diktatörlüğü 20 İşçiyi öldürüyor ama kimsenin gıkı çıkmıyor, Filistin’de kaybedilen bir can’dan daha önemli olamıyor maalesef bütün bu aşağılık olaylar. Devrimci İslam korteji inşallah bahse konu kitlenin, kapitalizm’den daha büyük bir düşmanımızın olmadığını anlamaları ve bu gibi meselelere de ilgi duymaları açısından bir fırsat olur. “Fekku Ragabe” diyebilen antikapitalist Müslüman gençler’in sayısının hızla artması sevindirici bir gelişme.
1 Mayıs’lar her türlü provokasyona açık bayramlardır, çünkü şiddet yoluyla kurgu-egemenlerden intikam almak ve yenilmişliğin hırsıyla bunun acısını çiçeklerden ve kaldırım taşlarından çıkarmak da hala geçerli bir psiko-yöntemseldir. Ama bunun bir önemi yok. Salı günü meteoroloji raporları havanın açık ve güneşli olacağını söylüyor. Güneş zaptedilmeye hazır yani. Bir kortej eşliğinde yürümeyi romantik bulanlardan, goministlerle aynı alanda olmayı günah sayanlardan veya kapitalizm’in İslam’a uygun olduğunu düşünenlerden olsanız bile,
1 Mayıs Salı sabahı saat: 9:00’da Fatih Camii’nde ‘tüm mustazaflar için’ kılınacak olan gıyabi cenaze namazına bekleniyorsunuz. Kalbinize sorun, o size en doğruyu gösterecektir!
Kureyş oligarşisine karşı duran / meydan okuyan bir Peygamber’in ümmeti de şüphesiz; paraya iman edenlere de, kapital diktatörlüğe de, sömürü düzenine de, bu aşağılık sisteme de hiçbir zaman kekeme olmayan çağın rehberinin o esaslı diliyle, -yani izm’lere ve beşeri nizamlara esir olmamış olan bizatihi o kendi öz diliyle- bir söz söylemesini de bilecektir.
“Fekku Ragabe”
Kula kulluk edene yazıklar olsun!
alıntı:http://www.izdiham.com/index.php/guven-adiguzel-1-mayis-ve-devrimci-islam-korteji-caiz-midir
24 Nisan 2012 Salı
Temrin Bir Yaş Daha Yaşlandı Mayıs'12
Ve…
Bundan dört sene evvel Mayıs ayında doğan Temrin, ilk sancıları anımsayarak tebessüm ediyor, okuru selamlıyor… Kırk dokuzuncu kere.
Selamdır, bahardır, iyi hoş…
Fakat hangi zihin sancısındandır, bu selam ile baharın çiçeğine böceğine, çığlığına neşesine tabir-i caizse şerh düştüğümüz: “İnziva”
Baharın yükselişinden içimizin kışını devşirmek…
Münzevinin halini, lisanını ve daha nice dile sığmazları ince ince işledi Temrin, bahara inat. Bahara inadımız mı niye? Belki sırf Recaizade Mahmud Ekrem’in bu bercestesinden: “Geldi amma neyleyim sensiz baharın şevki yok”
Güzel insanlar, kulağına ismini “İnziva” diye okuduğumuz dosyaya ses verdiler.
Yazılarıyla: Vefa Taşdelen, Berat Demirci, Mehmet Sümer, Köksal Alver, Fatih Yavuz Çiçek, Betül Tarıman, Aziz Şeker, Hüseyin Akın, Hüseyin Alemdar, Osman Konuk, Sadık Yalsızuçanlar ve Nihan Kaya.
Şiirleriyle: Abdullah Eraslan, Mehmet Şamil Baş, Murat Saldıray, Ahmet Günbaş.
Ve elbette öyküler, incelemeler, künye, devran yine sizlerle.
İzahın fazlası, sözün kıymetini daraltır diyerek… Gözlerinizin nurunu Temrin’in satırlarından içeri davet ediyoruz.
Haziran’a sözleşelim.
Vesselam!
İÇERİK
ŞİİR
Abdullah Eraslan/ İnsan Kalma Çalışmaları…4
Mehmet Şamil Baş/ İnziva Sevgili ve Temmuz…5
Murat Saldıray/ Aşk…6
Ahmet Günbaş/ Susmalık-Taş…7
DOSYA
Vefa Taşdelen/ İnziva: İnsanın Kendine Yolcuğulu…8
Berat Demirci/ İnziva ve Halvet…18
Mehmet Sümer/ Şair ve İnziva…20
Köksal Alver/ İnziva Merhemi…22
Fatih Yavuz Çiçek/ Türk ve Dünya Edebiyatı’ında İnziva ve Melankolinin Kodları…24
Betül Tarıman/ İnzivadan Kendime, Hiçliğe…28
Aziz Şeker/ Gerçeğe Ulaşmanın Sosyolojik İnşasına Bir Katkı Olarak İnziva…30
Hüseyin Akın/ Modern Zamanlarda İnziva Verili Dilden Şiire Yükselmektir…33
Hüseyin Alemdar/ Sormayın Bana, Böyle Nereye?...35
Osman Konuk/ Metropoldeki Münzevi…37
Sadık Yalsızuçanlar/ ‘Ölüleri diriltir erenlerin halveti’…39
Nihan Kaya/ Edebiyat ve İnziva…42
İNCELEME
Hatice Eğilmez Kaya/ Sevebilmek Üzerine Bir Kitap: Gelincikler ve Aşk…45
Şahin Aybay/ Ulysses ve James Joyce … 50
ÖYKÜ
Leyla Karaca Tok/ Kumaşın Müziği…55
Sabri Gülal/ Daha Çok İşimiz Var… 57
DEVRAN
Nergihan Yeşilyurt/ Üç Haber… 59
TEMRİN AYLIK EDEBİYAT DERGİSİ MAYIS 2012 BÜLTENİ
ISSN: 1308-3244
BARKOT: 9771308324006
FİYATI: 7 TL
SAYFA SAYISI: 60
EBAD: 23X22 cm
SAYI: 49
Etiketler:
Abdullah Eraslan,
Ahmet Günbaş,
Berat Demirci,
efa Taşdelen,
Fatih Yavuz Çiçek,
Köksal Alver,
Mehmet Sümer,
Mehmet Şamil Baş,
Murat Saldıray
| Beğenini Göster |
13 Nisan 2012 Cuma
Yalnızlık Zor Sanat

“ Yalnızlık bir tarihtir ikimiz / Dururuz odalarda bir giysi gibi / En kalın soluklarla çekiliyor ipi / Kimbilir kimlere kalmışlığımız / Yalnızlık bir tarihtir sen misin / Bir geçmişi sürüp giden…” Hilmi YAVUZ
“ Karanlığın insanı delirten bir ihtişamı vardır / Yıldızlar aydınlık fikirler gibi havada salkım salkım / Bu gece dağ başları kadar yalnızım” Attila İLHAN
“ Yalnız atlar yıkılır düzlerde suya özlemlerinden / Bir ben miyim yalnızlığa yenilen, sen, sen, sen” Gülten AKIN
Etiketler:
Attila İlhan,
gülten akın,
Hilmi Yavuz
| Beğenini Göster |
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




