19 Aralık 2011 Pazartesi

İsmail kılıçarslan - tekfurun kızı


Tekfurun Kızı

ben seni alamam ah holofira
azığım tam takır bineğim nalsız
bir bende geçerim kalacağım yok
dostlarım bivefa düşmanım yalsız
kolum halat değil bakracımda kum

ben seni alamam ah holofira
sade yoksulluktan yokluktan değil
eline kir olsun elli üç lira
amma ki alamam
bir uzak sevi gelmişte çökmüş ta onlar gibi

ben seni alamam ah holofira
geç git hiç bakmadan eylenme emi
pusatları parlak bimbaş istesin
seni ulak elçi naim-i kral
ben hoyrat söyleyeyim, el bana hoyrat
gelip de ne diyeyim şu dillerim lâl

ben seni alamam ah holofira
baban kafirine kılıç üşürsem
hemde gece bassam iti uykulu
şöyle ya allah'la bohçanı dürsem
amma ki alamam

yaradan beni ne ardıç ne çınar ufarak çayır
koşumun gıcırdar ölmek dilerim
bağrım kaynıyordur yüklerim ağır
sen bir düş imişsin kuşluk çağında
soluma tükürdüm rabbim gafurdur
bilesin kavuşmak yoktur islamlıkta
kavuşan kısmısı ancak gavurdur.

İsmail KILIÇARSLAN

Şeref Bilsel - Verasus



Verasus


Ben çok hüzünlü adamlar gördüm
hiçbir şey konuşmadım onlarla
karşılıklı iki keman gibi işlek çizdik omuzlarımızı…
sadece biri: ateş almaya mı geldin! dedi
çok hüzünlü adamlar gördüm
yalnız o beni gördü

iki kadın sevdim
birine siyahlar giyiniyordum giderken
diğerine böyle anlatılmaz
üstüm başım rüzgâr gidiyordum

ergani diyarbakır arasmda
tarlaya giden kızlar
her birinin içinden Dicle akar
herkesin evi varmış! olsun
göz göze gelince bütün evliler bekâr

tokat niksar arasında
ben çok hüzünlü türküler duydum
toplalanıp dağılan bir çift zar
baş başa vermiş iki mezar
yüzüne türkü söndürülmüş kadınlar

sivas şarkış’la arasında
cep aynamı düşürdüm
bir horoz dağılıp durdu sabaha kadar
sivas şarkış’la arasında
kurşunlanmış tabelalar…
oysa bu yolun tehlikeli olduğunu
insan içine ‘bakınca anlar

Ayaklarım ağzımın içinde
yerle gök arasında
ben çok baş aşağı durdum

Şeref Bilsel

17 Aralık 2011 Cumartesi

13 Aralık 2011 Salı

Cahit Zarifoğlu - Ayna



Ayna

Ve gözüm eşyamda değil
Yoruldum maddemden
Ta ki dünya bitti
Köşk kurdum sakin oldum

Dehlizsiz ve tabakasız
Kör bir hayvan gibi
Rızkına etiyle yanaşan
Karanlık birevDir gövdem

Güneşte asla karanlık yoktur dediler
Ve onlar yoluna cihet ettim vatan tuttum

Büyük yeni bir hayat bildim
Yeni yeni bildim yoksa ölüyordu bir şey
Bir insan binası yıkılıyordu durmadan

Cahit Zarifoğlu

Behçet Necatigil - Dışarda


DIŞARDA

Yandı sokak lambaları mum alevi pervane

Şeytanca sırıtır fosforlu camlar

Gördüm zifir sarısını dükkan vitrinlerinde

Belliydi biliyordu bezgindi

Evimize gidelim.

Alay eder küçümser eziliriz girsek

Hep paraya saygı camlar

Camların ardı sırnaşık kirli

Yapışkan çarpar

Evimize gidelim .

Bir yanı var ömrümüzün kırık

Farlar büyültür gecede

Garipsi türkülere özgün

Başlamadan yollar

Evimize gidelim.



BEHÇET NECATİGİL

İlhan Berk - ACININ EL YAZISI


ACININ EL YAZISI

Ben acıyım. Yani senin hazan düşen yüzün. Umarsız
Boyun bazan. Bazan ağzın, gölgeli gözlerin

Yani çocukluğun. Bursa'da bir sokak yani
(Bursa'yı hiç görmemişim gibi gelir bana)

Bir akşam yaktığın mum sonra bir kilisede
Daha hiç bilmediği bir yüz için ölümün

Zaman ki senden başka nedir
Ve hep bir yüz dönüşür bende

Bir yüze
Hem geceyi, hem tanyerlerini taşır kendinde

Ben ki bir yıkıntınım senin, senin büyüttüğün
Acının el yazısında

İlhan Berk

Mustafa Necati Karaer - Çarşılar Kapanmadan


Çarşılar Kapanmadan

Günün yirmi dört saatinde uyanık,
Büyüyen sesinde ırmakların
Adını koyamadığımız bir şey var;
Dalgaların ucuna daha yakın,
Çağıran, boyuna çağıran,
Güneşli çarşılar kapanmadan.

Üstelik bel bağlanamaz güneşe de,
Birden kepenkleri iner dükkanların
Vurulur asma kilidi
Dayanılmaz iri bir güldür açan
İkindilerin ortasında şimdi,
İri bir gül, çarşılar kapanmadan.

Balıkçıların uykusu, denizde
Eskitir suların mavisini,
Gökyüzünün mavisi eskimez
Ellerimiz de boş, testilerimiz de,
Oysa boşuna akıyor şadırvan,
Yetişelim çarşılar kapanmadan.

Bu rüzgarlar mıydı aklı alıp giden,
Ne türküler bilir, ne kimseler,
Öyle uzar, gidenlerin gölgesi
Sonbaharın canlarında yeniden,
Çok sesli bir yağmur, çok sesli bir kemanı
Yürüyelim, çarşılar kapanmadan.

Aslıya yeniden tel duvak,
Kerem'e bir tutam yağmur bulutu.
Çobanlara biraz yıldız, biraz ateş,
İsterseniz bir de söğüt yaprağı bıçak
Ve dağ başlarına halka halka duman
Alalım, çarşılar kapanmadan.

Mustafa Necati Karaer

11 Aralık 2011 Pazar

Tûtî çıktı!


Tûtî çıktı!
takdim [ya da (itirazlar IV)]
BİZ: EDEBİYAT MAĞDURLARI

Bütün tanıklar dinlendi. Savunmalar alındı. Gereği düşünüldü. Hiçbir etki altında kalmadan bağımsız olarak karar verildi. Adam kapıyı açtı, içeri girdi ve tabancasını çıkararak ateş etti. bam. buraya kadar bazı çıkarımlarda bulunmuş olabilirsiniz bizimle ilgili ve sonumuzun geldiğine dair. silin lütfen kafanızdan böyle şeyleri. daha değil. henüz erken. zamanını bilmiyorum. çünkü hiç düşünmedim. bu dergi hep olacak diye düşündüm ben ve hep size yazacağım, yazacağız. kapatmak, çıkarmamak: böyle olumsuz kullanımlar hiç gelmedi aklıma. dergi benim için hiç heves olmadı. hiç çıkarım olmadı: Selim’in içgüdüleri iyi gelişmemişti. Çıkarını pek bilmezdi. Oysa... çıkarlarını düşünmeyenler unutulacaklardır. demek hiç sesimiz çıkmasa, çıkartmasak bir daha sesimizi, unutulacakmışız.


her şeyi mahvedebilme yeteneğine sahibim. önce kendimi mahvettim ve itiraz ettim. böyle başladı her şey, bir akşamüstü-bir belediye otobüsünde-bir boş kâğıtla. sonra kelimelerin üzerini çizmeye başladım, düpdüzgün çizdim üzerlerini. oyundan hiç vazgeçmedim: ciddi oyunlar buldum kendime ve bazen tüm ciddiyetlerden uzaklaştığım oldu. insanlar tanıdım. başkaları ne der diye yaşadım uzun bir süre. geciktim hep bir yerlere, bir şeyleri yapmak için hep geç olmuştu nedense... insanlar için çok çalıştım, hep izledim onları. “dergimizi okumadan içinde ne var ne yok tarzı haber yapabilsinler paragrafı” bile yaptım onlar için. kendilerini anlattım onlara. şiirler yazdım. iyiydiler galiba yazdıklarım, ya da... bana öyle gelmişti, yani umutlanmıştım. inandım sonra. dergi ve kitap sayfalarına inandım, gazetelere değil. en çok da insanlara. en çok insanlar üzdü beni. bana da inananlar oldu. özür diledim onlardan, çok defa. kimi zaman affedilmedim, hâlâ affedilmeyi bekliyorum. yani... beklediklerim var hâlâ, ki beni böyle yalnız bıraktılar ve size bunları yazıyorum. bir ara insanlar dergimizi okuyacaklar sandım, sayfalarını karıştıracaklar, orada bizi bulacaklar, orada kendilerini bulacaklar. galiba yanılmışım, sayfalarını karıştırmakla kalmışlar. öyle değil dedi içimdeki. cevap verdim ona: “biliyorum” dedim, “bazıları okur, orada bizi bulur bazıları, orada kendilerini bulur. ama nedendir bilmem, bu karamsar düşünceler bırakmıyor peşimi ve sorun şu ki: onlara alıştım.” yüzü düştü, böyle deyince üzüldü, içimdeki.

bir takdim yazısı nasıl yazılmalı diye düşündüm. ve yazdım kendimce. itirazlarım dikkate alınmadı. insanlar da dünyamızın bir parçası olmadı galiba, Emrah öyle diyor. bilmiyorum.

http://tutiedebiyat.blogspot.com/

ANTON ÇEHOV ÖYKÜ ÖDÜLÜ


ANTON ÇEHOV ÖYKÜ ÖDÜLÜ

Temrin Düşünce ve Edebiyat Dergisi tarafından Rus edebiyatının usta öykücüsü Anton Pavloviç Çehov’un anısına bu sene ilki düzenlenen “Anton Çehov Öykü Ödülü” sonucu açıklandı. Ödüle Ekmek ve Zeytin isimli kitabıyla Ahmet Büke değer görüldü. Yazar, Anton Pavloviç Çehov’un doğumunun 152. yıldönümü olan 29 Ocak 2012 Pazar günü düzenlenecek törenle ödülünü alacak.

Gerekçeli kararda “Seçici kurul, 1. Anton Çehov Öykü Ödülü’nü şiirsel dili, özgün üslubu ve bireyden toplumsal hayatın sahnesine kapı aralayan öyküleri nedeniyle Ahmet Büke’nin Ekmek ve Zeytin kitabına vermeye oybirliği ile karar vermiştir.” denildi. Bu yılın seçici kurulu Sadık Yalsızuçanlar, Şeref Yılmaz, Berat Demirci, V. Hüseyin Kaya’dan oluşuyor.

Anton Çehov Öykü Ödülü her yılın sonunda Temrin Düşünce ve Edebiyat Dergisi tarafından yıl içerisinde yayınlanan bir öykü kitabına verilecek.